KORKU İNSANİ BİR DUYGUDUR
Necdet Topçuoğlu
Korku, insan metabolizmasının tehdit algısına karşı göstermiş olduğu bir reflekstir. Algılarını kaybetmiş olanlar korkmazlar. Deliler ve beyinsel engelliler korku nedir bilmezler. Bazı hallerde korkudan bayılanlar olur. Aslında bayılmak metabolizmanın şalteridir. Metabolizma kendisini güvence altına almak için, şalteri indirir. İndirmediği taktirde ölüm söz konusu olabilir. İşte biz buna bayılmak diyoruz. Korkmadığınını dile getirmek, aslında şuur altındaki korkunun bir ifadesidir. Genetik mühendisleri gen haritasında, korku genini tespit etmişlerdir.
İnsanlar genellikle kaybetmekten korkmaktadırlar. Kaybedecek ne kadar çok değeriniz varsa, korku o kadar yüksektir. Son günlerde korkmuyoruz söylemi, siyasetçilerin dillerinden düşmemektedir. Meydanları dolduran kalabalıklar korku duvarını aşmışlardır. Çünkü geleceğe dair umutlarını kaybetmişlerdir. Gösterdikleri tepki umutlarını karartan yönetime karşıdır. Muhalefetin kaybedeceği birşey yoktur. Korkmamasını anlamak mümkündür. Ancak iktidarın korkusu çok büyüktür. Kaybetmekle kalmayacakkarını, bununla birlikte hesap vereceklerini bildikleri için korkmaktadırlar.
Herkesin farklı korkuları vardır. Ben de kendime soruyorum, benim korkularım varımı diye? Korku insani bir duygu, ben de sağlıklı bir insan olduğuma göre, korkularımın olması doğaldır. İlk aklıma gelen hatalarımdan korkarım. Bu nedenle de hata yapmamaya özen gösteririm. Bir de iftiraya uğramaktan korkarım. Aklanıncaya kadar, akla kara zor seçilmektedir. Örneğin inandığım doğruları açıklamaktan hiç korkmam. Ölümün acı bir gerçek olduğunu bildiğm için, ölmekten korkmam. Her insan korkularını yenebildiği kadar cesurdur. Deliler korkmadıkları için cesurdurlar. "Deli cesareti" buradan gelmektedir.
Kedi korkusundan devamlı endişe içinde yaşayan bir fare varmış. Büyücünün biri, fareye acımış ve onu bir kediye dönüştürmüştür. Fare, kedi olmaktan son derece mutlu olacağı yerde bu defa da köpekten korkmaya başlamıştır. Büyücü onu bir kaplana dönüştürmüştür. Kaplan olan fare, sevineceği yerde avcıdan korkmaya başlamıştır.
Büyücü bakmış ki, ne yaparsa yapsın farenin korkusunu yenmeye imkan yok, onu eski haline döndürmüştür. Buradan çıkan sonuç şudur. Korkak bir farenin yüreğini taşıyan birinin korkularını yenmesi için yapacak bir yardım yoktur. Kalp herkeste var, ancak yürek başka. Korkusuz ve cesur olmak için yürekli olmak gerekir.
Edebiyat Dünyasının ünlü yazarı Shakespeare, korku konusunda şöyle diyor. İnsanların çoğu sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, yaşının kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
Bu söylenenlerin hepsini bizde biliyoruz. Ancak bu kadar etkileyici anlatabilmek için edebiyatçı olmak gerekir. Edebiyatçıların sıradan insanlardan farkı budur.
Öğrencilik yıllarımda Rahmetli Uğur Mumcu'nun bir konferansını izlemiştim. Konferans sonrası izleyenlerin sorularını alıyordu. Kendisini Hukuk Fakültesi öğrencisi olarak tanıtan bir genç, öldürülmekten korkuyormusunuz diye sordu. Gözleri şimşek gibi fırladı ve hayır dedi. Niçin ve ne zaman, hatta ne şekilde öldürüleceğimi bildiğim için hiç korkmuyorum dedi. "Korkaklar hergün, cesurlar bir defa ölürler" dedi. İşte o gün ben de korku duvarlarını aşarak, doğruluğuna inandığım görüşlerimi açıklamaktan hiç korkmadım. Doğruları söylemek ölüm sebebi olacaksa, zaten böyle bir dünyada yaşamaya gerek yoktur diye düşünüyorum.
(26, Mart, 2025-Ordu)