ŞÜKRÜ USTANIN AKİF
Necdet Topçuoğlu
Mahallemizde kim diye sorsanız, Şükrü Ustanın Akif olarak bilinirdi. Gençlik yıllarımızın güzel sesli, karayağız yiğit delikanlısıydı. Biz ona mahallemizin Nuri Seigüzel'i derdik. Sesine hayran olmayan yoktu. Gençliğinde boş arazilerde koyun güderken türkü söylemeye başlayınca, onu sevenler işi gücü bırakır türkülerini dinlerdi. Birlikte çok koyun gütmüşlüğümüz vardır. İşte bu güzel insan 81 yaşında menfur bir cinayete kurban gitmiştir. Haberi gazeteci bir arkadaşımdan duyduğum zaman şok oldum. Bu gün Çatallı Mahallesi'ndeki, anadan dedemin ve dayılarımın yattığı mezarlığa defnedilmiştir. Mekânı cennet olsun.
Akif Ağabey, Süleymanoğlu Şükrü Ustanın altı evladından birisidir. Şükrü Usta bizim oraların en tanınmış marangozudur. Çevremizde yüzlerce evde onun alınteri ve emeği vardır. Halen anamın yaşadığı ve benimde gençlik yıllarımın geçtiği, yazının altında resmi yer alan evimizi de Rahmetli Şükrü Enişte yapmıştır. Eşi Fadime Hala, anamın halasıdır. Anam yetim büyüdüğü için Fadime Hala ondan desteğini hiç esirgemezdi. Marangozluk üretimi olan, yufka sebeni, oklava, un eleği, kabak rendesi, yün tarağı gibi köy yaşamında ihtiyaç olan araç gereçleri anama verirdi. Anam ile ne zaman dayımın değirmenine gitsek, mutlaka Fadime Halaya uğrardık. Fakirlik şartlarında bir sürü çocuğu büyütmüş kahraman bir kadındı.
Şükrü Enişte bizim evi yaparken ben ilkokulda okuyordum. Akasya kütüklerini yontarken beden yardım umuyordu. Oysa ben daha küçüktüm. Kütükleri dört köşeli kirişler haline getirmek için ip ile kırmızı çırpı çekerdi. Çırpı ipnin bir ucunu bana tuttururdu. Yanlış yaptığım zaman çok kızar, sen en iyisi oku, okumazsan aç kalırsın, senden ne çırak, nede usta olur derdi. Yine de beni adam yerine koyar kıssalar anlatırdı. Anlattığına göre, " Bir gün marangoz çalışırken yanına hızır gelmiş, selâm verip kolay gelsin demiş. Usta benden ne dilersin, paranmı çok olsun, yoksa yonganmı bol olsun diye sormuş. Ustanın basireti bağlanmış, düşünmeden yongam bol osun demiş. Hızır, Allah yonganı bol etsin demiş ve gözden kaybolmuş". Şükrü Enişte, bak oğlum usta olmaya heveslenme paran olmaz, bol bol yongan olur derdi. Sen en iyisi oku derdi.
O yıllarda fakirlik diz boyundaydı. Bizim evi yapıyordu ama Rahmetli Babam ona doğru dürüst para veremiyordu. Mısırı satınca vereceğim, fındığı satınca vereceğim, kuzuları satınca vereceiğim diyordu. Şükrü Enişte kızıyordu ama yinede işini yapıyordu. Nihayet sonunda çatıyı çatmış, askılık yerini hazırlamıştı. Eskiden bizim oralarda çatı çatılınca eş dost ve akrabalar çatıdaki asklığa hediyeler asarlardı. Bunlar havlu, pazen kumaş, bez türü hediyeler olurdu. Sonunda askıda birikenleri usta alırdı. İki hafta sonra askıyı kaldırmak için geldi, hep birlikte öğle yemeği yedik. Anam enişte yemeklerden tekrar istermisin diye sordu. Yok kızım doydum, daha pırasa olsa yemem demişti. Ne demek istediğini bir türlü anlamamıştım. Evin yapımından alacağı olan parayı babam eline geçtikçe ödemişti. Zaten ben askıya çalışmış oldum diye sitem ederdi.
Fadime Hala anaç, toparlayıcı bir kadındı. Bu sebeple aile fertleri sıkı bir dayanışma içindeydiler. Şükrü Enişte oğulları İsa Öztürk ve Akif Öztürk ile Ulubey İlçe merkezinin Gündüzlü caddesinde bir kereste atölyesi açmışlardı. Ailenin geçimini buradan sağlıyorlardı. Çok sayıda genç onların yanında ustalık öğrendiler. Çok kaliteli ustalara el verdiler. Ben liseyi bitirip, üniversiteye gidince doğduğum topraklarda olup bitenlerden uzak kalmıştım. Bu gün toprağa verdiğimiz Akif Ağabeyin yurt dışına işçi olarak gittiğini duymuştum. Evlenip çoluk çocuğa karışmıştı. İki oğlu, iki kızının olduğunu öğrenmiştim. O güzel çocuklar ben görmeden büyüdüler. Hakan polis oldu, Serkan da uzun yıllar mahallemizin muhtarlığını yaptı. Halen muhtarlık görevi devam etmektedir.
Akif Öztürk Ağabey yurt dışından döndükten sonra da kereste atölyesi işini sürdürmüştür. İlçemizin sevilen sayılan esnaflarından birisiydi. 80 yaşını devirmiş bir büyüğümüz olarak akil insan konumundaydı. Çok düzenli ve çalışkan bir insan idi. Mahallemizin Saydere mıntıkasında bulunan ot bitmez toprakları bahçe haline getirmiş, üstüne de güzel bir köy evi yapmıştır. Kurduğu düzende eşi Birgül yenge ile mutlu bir hayat yaşadığını biliyorduk. Ne zaman Muhtarımız Serkan ile yazışsam, mutlaka Akif Ağabey'e selâm gönderip, selâmını alıyordum. Nihayet 8 Ocak günü gazete sahibi bir arkadaşımdan Akif Ağabeyin menfur bir cinayete kurban gittiğini öğrendim. Şok oldum. Bu güzel insanın yaşamı böyle son bulmamalıydı diye düşündüm. Daha çocuklarını bile arayıp baş sağlığı dileyemedim. Ne diyebilirim ki, dilim düğümlendi.
Uzmanlar hep şunu söylerler. Katil cinayet mahalline mutlaka uğrarmış. Aslında bir süre önce parasının çalınması cinayete ışık tutacak bir ipucudur. Katil yada katilleri mutlaka bulunup, yargı önüne çıkartılmalıdır. Süleymanoğlu ailesine bırakın saldırıda bulunmayı, kimse aklından bile geçiremezdi. Neden böyle oldu, fikir yürütmek çok zor. Cenazenin defin merasimine katılan kardeşimle görüntülü olarak konuştum. Çocukluğumun geçtiği değirmen yanını ve ana tarafından aile büyüklerimizin yattığı mezarlığı gördüm. İçimden uzun yılların anıları lime lime döküldü. Ecelinden bir ölüm olsa belki bu kadar üzülmezdim. Yazının başlığında yazdığım gibi, "Şükrü Ustanın Akif"i kaybettik. Bütün sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.
(09, Ocak, 2026-Ankara)




